Göstere Göstere Aldatmak

Duygusal ilişkilerin başlıca problemlerinden ya da en çok korkulan yönlerinden biri de aldatmalardır malumunuz üzere…

Aldatılan aldatılmaktan korkarken hatta aldatan da pekala aldatmaktan korkabilir zira daha en baştan geleceğe yönelik sadakatinde bir garanti göremiyor olabilir.

Aldatmaların bir çok nedeni ve buna bağlı olarak da bir çok çeşidi vardır.

Ancak içlerinden biri vardır ki çok çok enteresan bir türüdür ve yavuz hırsız misali göstere göstere olan cinsindendir.

İyi de biri eşini ya da sevgilisini neden göstere göstere aldatmayı tercih eder? Göz göre göre yapılan bir eyleme cidden aldatma da denebilir mi acaba?

 

Aldatma eylemi neden saklanmaz?

Kişi, aldatma eylemini aşağıdaki sebepler nedeniyle saklama gereği duymayabilir:

1- Partneri kendisini daha önce aldattığı için saklama gereği duymayarak intikam alma çabası

2- Kendi istemesine rağmen eşinin kendisinden boşanmayı istemeyeceğini düşünerek aldatmayı bir ayrılık kozu olarak kullanma

3- Takıntılı bir cinsel ya da duygusal fantezi sebebiyle üstünlüğünü partnerine kabul ettirme ya da onu aldatma eylemi sonucunda küçük düşürme çabası

4- Saklanan ilk aldatmaların partneri tarafından keşfedilmesi ve yüzüne vurulması sonucunda herhangi bir yaptırım görmediği için bu yüz göz olma durumunu artık açıktan lehine kullanarak bağımsızlığını ilan etme çabası

Aslında burada üzerinde duracağımız kısım da dördüncü ve son neden olan, çiftler arası karşılıklı saygının sona erdiği yüz göz olma durumu sonrası yaşanan açık aldatmalar olacaktır.

Saygı yitimi sonrası yüz göz ilişkiler

Herhalde insanlara bir ilişkide partnerler arası bağın en önemli kuvvet noktası nedir diye sorulmuş olsaydı şüphesiz ki alınacak yanıtlar arasında “sevgi” ve “aşk” cevapları en başı çeken yanıtlar olurlardı.

Halbuki aynı soru bir de uzun zamandır evli olan çiftlere sorulmuş olsaydı bu yanıt daha ziyade “saygı” şeklinde kendini gösterebilirdi.

Evet, bir ilişkide partnerler arası bağın en önemli kuvvet noktası kesinlikle saygıdır. Belki inanması güç olabilir ancak saygı kavramı biz hiç farkında olmasak dahi sevgi ve aşk kavramlarından çok daha önce gelir. Saygı, sevginin bir ön koşuludur ve zaten aşk ve sevgiyi saran yegane çerçevenin kendisinden başkası değildir.

Yapılan bir araştırmaya göre yeni biriyle tanıştığımızda daha ilk saniyeler içerisinde o kişi hakkında iki şeye karar veririz:

1- Bu insana güvenebilir miyim?

2- Bu insana saygı duyabilir miyim?

Bu açıdan ilişkilerdeki saygı kavramını vücudumuzdaki bağışıklık sistemine benzetebiliriz. Nasıl ki bağışıklık sistemimiz zayıfladığında dış tehditlere ve her türlü hastalığa karşı açık hale geliyorsak ilişkilerde de saygı eski gücünü yitirdiğinde artık ilişkiler öncesinde hiç akla gelmeyecek en uç tehditlere dahi açık hale geliyorlar demektir.

Kanunlar delik deşik…

Aynı devletlerde olduğu gibi ilişkilerde de çiftler arası anayasa misali ancak çoğunlukla yazılı olmayan kanunlar vardır. Özellikle ilişki olgun bir döneme eriştikten sonra muğlaklıklar giderilerek bu kurallar genelde karşılıklı mutabakat halinde kanunlaşır.

Ancak, bazı maddeler ilişkide söz sahibi yani daha baskın olan tarafın yaptırımları ya da önceleri masum görünen bazı psikolojik baskıları sonucunda kurallaşır. Tabii bu hususlar hakkında gönlü olmayan taraf da bu maddeleri adeta bir mağlubiyet antlaşması imzalayan devlet edasıyla kabul etmek zorunda kalacaktır.

Yine de ilişkilerin ve partnerlerin gelişim seyrinde üzerinde konuşulup anlaşmaya varılmayan bazı noktaların muğlak kalması da olasıdır. Sağlıklı bir empati ve diyalog kurulmadan kanunlaşan maddeler, üzerine muallakta kalan noktaların da eklenmesiyle birlikte artık ilişkilerin ciddi problemlere gebe kalmalarına sebep olabilecektir.

Problemlerin patlak vermesi üzerine kimi durumlarda, ilişkide baskın olan taraf daha önce baskısıyla kanunlaşan kuralları da cepte sayarak kendi çıkarları adına daha pasif olarak gördüğü partnerinin iyi niyetini suistimale gitmek isteyebilecektir.

Başta gizliden gizliye hiçe saydığı sadakat kuralı bir gün partneri tarafından açık edilip yüzüne vurulduğu taktirde de maddi, manevi ve sosyo-kültürel koşullarından ötürü kendisine bağımlı gördüğü ve ayrılık vb. herhangi bir yaptırım uygulayabileceğine olanak tanımadığı partnerine karşı artık “sadakat kanunu” konusunda tek taraflı bir değişikliğe gitmek isteyebilecektir.

Böyle bir durumda herhangi bir karşılıklı anlaşmaya ihtiyaç duymadan yani konu hakkında partnerine söz hakkı tanımadan artık açık açık kendisi için tek taraflı bir aldatabilme ayrıcalığı tanıyabilecektir.

Peki bu tip durumlar nasıl önlenebilir?

Kimi zaman, ilişkilerde taraflar aynı konular üzerinde anlaşmaya varamayabilirler. Bu tip durumlarda orta yolu bulmak ve doz aşımı olmaması kaydıyla fedakarlık göstermek yapıcı bir şekilde ilişkilerin daha uzun ve sağlıklı sürmelerini sağlayacaktır. Ancak fedakarlık karşılıklı olmalıdır ve bazı önemli kuralların çiğnenmesine yönelik rahatsızlıklar karşı tarafa gerektiğinde yaptırımlarıyla birlikte dile getirilmelidir.

Olumsuzluklarda sessiz kalınması asli öneme sahip olan partnerler arası diyaloğu ziyana uğratacağından bu durum zamanla öteki tarafın benzer ve farklı kuralları çiğneyebilmesi yönünde kendisini özgür hissetmesine neden olabilecektir.

Bireysel Danışman ve I-Control® Uzmanı Buğra Akyol, sizlerle daha mutlu ve anlamlı bir hayatın sırlarını paylaşıyor. Buğra Akyol’un uyguladığı I-Control® sistemi ile tüm sorunlarınızdan kurtulmak için buraya tıklayın. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir