İlişkilerde Suçlama

Eğer ilişkilerimizde dertli olan tarafsak genelde suçlayan tarafızdır. Suçlarız; oturuşunu kalkışını, yemesini içmesini, konuşmasını susmasını, çalışmasını eğlenmesini… Sevgilimizin ya da eşimizin dostumuzun bir çok şeyine takılıp suçlayabiliriz.

Hatta yüzleşiriz de onlarla, lafımızı sakınmayız, gerekirse tartışırız ve de kavgalara tutuşuruz. Aslında en çok da bu yüzden anlam veremeyiz karşımızdakinin nasıl da rahatsız olduğumuz o şeyi halen yapıyor olmasına…

“Bin kere söyledim, insan gibi de söyledim, bağırdım çağırdım da her yolu denedim” deriz bu sorunu çözme yolundaki çaresizliğimizi de göstermek adına… Aslında gayet de içtenizdir bu konuda, yani artık cidden her yolu denediğimizi ve bir çıkış yolu bulamadığımızı düşünürüz.

Peki her yolu denememize rağmen niçin sorunlarımız çözülmez, niçin karşımızdaki bizi anlamaz? 

Sorunlarımız çözülmez çünkü genelde karşımızdakine derdimizi anlatamamışızdır. Yani düşündüğümüz gibi her yolu denememişizdir. Aslında denediğimiz yolların hepsi bizi tek bir anayola çıkaran tali yollardır ve bu yolların yükü ve çeşitliliği bizim gerçeğe dair algımızı köreltecektir.

Anayol – Suçlama Yolu

Denediğimiz, bize farklı farklı gelen hatta yapıcı olduğunu düşündüğümüz bir çok yol da bizi suçlamanın anayoluna çıkartacaktır aslında.

Nasıl mı?

  • “Hayatım bak anlatamıyorum, çoraplarını niye oraya atıyorsun, cevap verir misin lütfen?”

– Aslında ne kadar da masum geliyor değil mi kulağa? “Hayatım”la başlayan ve “anlatamıyorum”lu bir özeleştiriyle devam eden ve de masum gibi görünen bir soru ile bitiyor bu cümle.

Kelimeleri incelemeden önce yazı dilinden pek de anlayamayacağımız vurgulamayı düşünelim isterseniz. Sizce bunu soran kişi, nasıl soruyordur bu soruyu, ne yaparken soruyordur yani?

Büyük ihtimalle elinde tuttuğu çorabı sallarken soruyordur değil mi? Bu tavır ister istemez, en azından bilinçaltı düzeyinde karşı tarafın yüzüne suçunu vuruyormuş gibi bir algı oluşturacaktır. Üzerine bir de cümleyi sorduğumuz sırada ses tonumuza yüklediğimiz isyan ve hesap sorma vurgusu da eklendiğinde karşı tarafın kendini suçlu hissedip hiddetli bir savunmaya geçmesine ya da tartışmadan kaçmasına neden olacaktır.

Gördüğünüz üzere çoğu zaman, fazlasıyla haklıyken ve kibar olduğumuzu düşündüğümüz durumlarda dahi ister istemez suçlamalara başvururuz ve bu yüzden de arzu ettiğimiz sonuçlara hiç bir zaman ulaşamayız.

Karşılıklı empati…

Empati, bir başkasının duyguları, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Başka bir deyişle, kendimizi başkalarının yerine koyabilme sanatıdır.

Empati kurabilmek ya tam ya hiçlik bir durum değildir, empatinin de seviyeleri vardır. Aslında ilişkilerimizde en fazla yukarıdaki örnekteki kadar sert bir tavır sergileyebildiğimizde, bu bizim empati seviyemizin hiç de fena olmadığını hatta büyük ihtimalle karşı taraftan daha yüksek olduğunu gösterir.

Bu hem sorunumuzu çözmek adına çok büyük bir avantajken, hem de ilişkilerimizde değişiklik talep eden taraf olarak empati yönetimini de sırtlanmamız gerektiği anlamına gelebilir.

 

Empati anlamında karşımızdakinden bir kaç adım daha önde olan taraf olarak onlarla sorunlarımızı çözebilmek adına hem kendi empati seviyemizi hem de onlarınkini yükseltmemiz gerekecektir.

“Ben” Dili

Şimdiye kadar karşılıklı diyaloglarımızda bir çok yol denememize rağmen başarısız olmamızın en büyük sebebi hep “sen” dili kullanıyor olmamızdır.

O yüzden ne kadar kibar ve anlayışlı olmaya çabalarsak çabalayalım, birinin sözleri ve davranışları hakkındaki memnuniyetsizliğimizi dile getirirken ona “sen” diliyle hitap ettiğimizde bu söylemlerimizin o kişinin bilinçaltında “suç” algısı yaratacağını unutmayalım.

Peki nedir bu “sen” dili?     

“Sen” dili adından da kolaylıkla anlaşılacağı üzere sorunumuzun kaynağı olarak gördüğümüz kişiye rahatsızlığımızdan söz ederken kullandığımız kişi zamiridir.

Sen şunu yaptın, sen şunu söyledin, sen şöyle hatalısın, sen şöyle suçlusun, sen şöyle düşüncesizsin ya da kötüsün vb. ifadeler “sen” dilinde en çok kullanılan söylemlerdir.

Amacımız karşı tarafla olan sorunumuzu çözmek olduğunda ona “sen” şeklinde hitap ettiğimizde olaya yine çok iyi bildiği taraftan yani kendi penceresinden bakmasına neden oluyoruz. Zaten olaylara kendi pencerisinden bakması işe yarayacak olsaydı ya bu soruna hiç neden olmaz ya da kısa süre içerisinde farkedip onu çoktan çözmüş olurdu.

Peki karşımızdakine nasıl hitap etmeliyiz? 

Amacımız “sen sen sen” diyerek karşı tarafı sonuçsuz bir şekilde suçlamak yerine ciddi anlamda sorunlarımızı çözebilmek ise bu amaca uygun olarak da onun olaya bir de bizim penceremizden bakmasını sağlamamız gerekmektedir. Bu yüzden de ona karşı rahatsızlığımızı “sen” dili kullanmak yerine “ben” dili kullanarak dile getirmeliyiz.

“Ben” dili nasıl kullanılır? 

Aslında “ben” dili kullanmak çok kolaydır ve zamanla tecrübe kazanmamızla birlikte çok daha ustalaşacağımız basit bir hal alacaktır.

  • Yapmamız gereken en önemli şey, yıllardır kullanageldiğimiz, adeta ustalaştığımız “sen” dilindeki kelimeleri tek tek “ben” versiyonuna çevirmektir.
  • Ayrıca artık “sen”li kelimeler yerine “ben” kullanacağımız için de “ben”lerin yanına duygularımızı eklememiz gerekecektir.
  • Son olarak, cümlelerimize özenle ruh katarak mümkün olduğunca yumuşatıp diyalog ve empatiye açık hale getirmektir.

Dilerseniz gelin ilk çevirilerimizi de beraber yapalım:

Sen: Çok dağınıksın, çoraplarını atıyorsun her yere, bu nasıl bir düşüncesizlik!

Ben: Çoraplarını toplamak zorunda kaldığımda bu benim yorulmama ve kendimi kullanılmış hissetmeme neden oluyor. Ayrıca bu yüzden de hak ettiğim düşünce ve alakayı göremediğimi düşünüp üzülüyorum.

Sen: Beni hiç dinlemiyorsun, çok ilgisizsin.

Ben: Benim için önemli olduğunu düşündüğüm şeyleri paylaşırken dinlenilmediğimi düşünüyorum ve bu da kendimi ilgisiz hissetmeme sebep oluyor.

“Sen” dilini “ben” diline dönüştürdüğümüzde zaman içerisinde en katı insanlarla olan sorunlarımızın çözümünde dahi ciddi aşama kaydettiğimizi göreceğiz. Uzun zamandır aşamadığımız o çetin iletişim duvarını da bir anlayış ve paylaşım köprüsüne çevirebilmemiz mümkün olacak.

Bireysel Danışman ve I-Control® Uzmanı Buğra Akyol, sizlerle daha mutlu ve anlamlı bir hayatın sırlarını paylaşıyor. Buğra Akyol’un uyguladığı I-Control® sistemi ile tüm sorunlarınızdan kurtulmak için buraya tıklayın. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir