İlişkilerin Amacı

Ah şu fantastik aşk

Kültürümüz ve efsanelerimiz bizi Leyla ile Mecnun ve Ferhat ile Şirin gibi nice aşklar ve sevdalarla tanıştırdı. Aşk için çekilen çileler, katlanılan onca dertler ve birbirleri uğruna ölümü göze almalar, varını yoğunu tüketmeler…

Bizimle sınırlı kalsa iyi, konu aşk olduğunda bu duygunun sınır tanımayan yapısı onun asırlar boyunca her kültürde efsaneleşmesine sebep oldu.

Bu destanlara ek olarak Shakespeare’in meşhur Romeo ve Juliet’i gibi oyunlar, aşk şiirleri, şarkılar ve de Titanik ve Selvi Boylum Al Yazmalım tarzı filmler hayatımızdaki aşk kavramını çok farklı bir boyuta taşıdılar.

Tabii ki bunların hiç biri yoktan var olamazdı. Hepsinin, o temelde herkesin içinde var olan masum ve saf ama bir o kadar da kuvvetli duygulardan esinlenmeleri gerekirdi. Öyle de oldu, içine hiç tereddüt etmeden adeta balıklama dalabilmeniz o aynı duyguların içinizden filizlenmesi ve benzer deneyimleri yaşamanız nedeniyle fazlasıyla kolay oldu.

Bir elmanın iki yarısı, ruh ikizi, hayatının adamı ve kadını olmak gibi kavramlar zihinlerinizdeki aşkı masallaştırdı ve fani hayat bir tarafa ölümden sonra da devam edecek olan bir ebediyet noktasına taşıdı adeta.

Evlenirken dahi tek yastıkta kocamak gibi hep ulvi bir bütünlük, bir tek vücut ve ruh olma haline atıfta bulunuldu. Bazıları daha evlenmeden arkadaşlık dönemlerinde dahi Facebook ve Instagram gibi sosyal medya hesaplarını birlikte kullanmaya başladılar.

Doğarken yarım mı doğdunuz?

Peki nedir bu bir bütünlenme ve tamamlanma çabanız? Yani “aşkım” dediğiniz kişiyi bulana ya da evlenene değin yarım bir insan olarak mı sürdürdünüz ya da sürdürüyorsunuz hayatınızı? 🙂

Doğarken yarım mı doğdunuz? Uzuvlardan ve organlardan bahsetmiyorum, inanın mevzu aşk olduğunda hiç birinin önemi yok…

Motivasyon konuşmacısı Nick Vujicic, eşi ve iki çocuğuyla 🙂 

Ruhunuzdan bahsediyorum, aslında herkes tam bir ruhla doğar. Sizin de herkes gibi ömrünüz boyunca tükenmeden kendinize yetecek kadar mutlak bir ruhunuz var…

Nasıl ki ikizlerin dahi birbirlerinden ayrı bedenleri ve kişilikleri varsa (yapışık ikizlerin dahi kişilikleri farklıdır :)) bir elma normalde bütünken ancak bölündüğü zaman iki yarım oluyorsa, siz de o kadar bütün ve tam bir insansınız ve aşk uğruna bölünmeye ihtiyacınız yok! 🙂

Aşk yaşamak zaten halihazırda bütün olan bir insanı tamamlayamaz. Bizim duygularımızı ve mutluluğumuzu belirleyen yegane şey düşüncelerimiz ve inançlarımızdır. Eğer eksik olduğunuza inanırsanız aşkı bulana kadar yarım bir insanmış gibi yaşarsınız. Aşkı bulduktan sonra da aslında onun da hayattan çok farksız bir şekilde içerisinde sorunlar ve farklı iki insan barındırdığını gördüğünüzde kendinizi yine yarım ve tamamlanmamış hissedersiniz.

Ayrıca aşk bitebilen bir şeydir. Yine yapılan araştırmalara göre aşkın ortalama 2 yıl sürdüğü gözlemlenmiştir. Eğer sevdiğiniz kişinin sizi bütünlediğini düşünürseniz ilişkiniz sona erdikten sonra büsbütün bir boşluğa düşerek bir yarım elma olarak hayatınıza devam edersiniz.

Yani aşk bir yalan mı?

Hayır, aşk bir yalan olmak zorunda değil ama gerçek aşk da sonsuza dek sürmek zorunda değil. Ortalama 2 yıl ömür biçilen aşkın bitmesi her şeyin bittiği ya da bir nefrete dönüştüğü anlamına da gelmemelidir. Aşk, yani o ilk heyecan durumu bittikten sonra bir ilişki bitebilir de yerini sevgiye de bırakabilir. Aşk kavramı kişiden kişiye, yaştan yaşa değişebilen ve kimi zaman da sevgiyle karıştırılan ya da iç içe geçebilen bir kavramdır. Bilimsel manada aşk üzerine yapılan araştırmalar göstermiştir ki aşık insanların bağımlı insanlardan aslında pek de bir farkları yoktur.

Aşık ve bağımlı insanların beyinlerindeki aktif bölgelerin aşırı benzerlik gösterdiği saptanmıştır. Siz de nasıl her insan gibi zaman içerisinde deneyimler yoluyla değişiyorsanız ve bir ömrünüz varsa sizin var ettiğiniz aşk duygusu da pekala değişebilir ve bitebilir de…

Peki bir ilişkinin amacı ne olmalı?

Aşkı kalp kıran ve ümitlerinizi yıkan bir yalana ve masala dönüştüren de yine ona dair hatalı inanç kodlarınızdır. Onu hakkıyla yaşamak için onun keyif dolu sürecine odaklanmak, duygu ve fikir paylaşımlarını, heyecanını bir gönül deneyimine dönüştürmek gerekir.

 

Bunun yerine onun sonuna ve bitişine odaklanıp karşı taraftan sürekli bir beklentide bulunmak ilişkinizi bir aşk halinden çok bir savaşa dönüştürecektir. Bu savaşın kazananı da yalnızca mutsuzluk olacaktır.

Önemli olan diğer yarınız sandığınız kişiyi bulmak ya da sevdiğiniz kişiye bu sıfatı yüklemek yerine büsbütün iki bağımsız birey olarak birbirinize duyduğunuz aşkı ve sevgiyi paylaşabilmektir. Önemli olan iletişimden, diyalogdan, ortaklaşa deneyimlerden keyif almaktır. Önemli olan bir kesişim kümesi oluşturabilmektir…

Sonuç olarak, aşkı bir muhtaç olma ve eksik olma durumundan artı bir değer, keyif dolu bir paylaşım ve ortaklaşa bir deneyim haline dönüştürebilirseniz ilişkilerinizin de hayatınıza sıkıntı ve dertten çok güzellik ve huzur getireceğini de görebilirsiniz.

Bireysel Danışman ve I-Control® Uzmanı Buğra Akyol, sizlerle daha mutlu ve anlamlı bir hayatın sırlarını paylaşıyor. Buğra Akyol’un uyguladığı I-Control® sistemi ile tüm sorunlarınızdan kurtulmak için buraya tıklayın. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir