“Kıskançlık!” Aslında Mevzu Çok Başka

“Kıskanırım seni ben kıskanırım kendimden
Bu nasıl aşk Allahım öleceğim derdimden…”

Sanırım bu mısraları bilmeyeniniz yoktur, zamanın dillerden düşmeyen o meşhur şarkısı…

Öyle bir kıskançlık ki insanın sevdiğini kendisinden bile kıskandığı derecede bir aşk… Vay bee! Vay ki ne vaay!

Peki kıskançlık gerçekten aşkla alakalı bir şey midir acaba? Hani derler ya seven kıskanır, kıskançlık aşkın tuzu biberidir, olmazsa olmazıdır falan…

Hatta kimleri daha da ileri götürerek eğer kıskançlık yoksa her şey bitmiştir, gerçek sevgi kalmamıştır diyecek kadar cesur da davranabilirler bu konuda.

Bir de öyle bir milletizdir, öyle yetişmişizdir, delikanlılığın raconunda kadınlığın da kalbinde vardır hani kıskançlık…

Öylesine ki bazen sevenler sırf aşk ve sevgilerini kanıtlamak için bile göstere göstere kıskanırlar, tartışmalar ve kavgalar çıkartırlar bu işin sonunda… Filmi kaparken bir son söz niteliğinde de “Seviyoruz arkadaş napalım yani !?” derler. Böylece tartışma bir sonraki kıskançlık krizine kadar (ki belki yarın belki yarından da yakındır:) tatlıya bağlanabilecektir.

Kıskançlıktan şikayet eden sevgilileri kimi zaman arkadaşları “seviliyorsun işte daha ne!?” şeklinde susturacaktır hatta. Sonuç olarak, uzun vadede kıskançlıktan çok çeken biri bile huzura ermek ve fedakarlık yapmak adına bunun sineye çekilmesi gereken bir durum olduğuna inandırmaya çalışacaktır kendisini…

Peki ya siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

İlişkilerinizin harala güreleri içerisinde hiç durup düşünme fırsatı bulmuş muydunuz kıskançlık konusu hakkında?  Yoksa size hissettirdiği gibi Allah ne verdiyse yaşayıp bu duyguların hıncını hem sevdiğinizden hem de kendinizden mi çıkartırsınız hep?

Aslında genelde çoğumuz hep böyle yaparız.  Ancak, mademki bu yazıda konumuz kıskançlık, haydi gelin bu hiç de yabancısı olmadığımız duyguyu derinlemesine tanımak için daha yakından inceleyelim…

Tam olarak ne hissediyoruz?

Kıskançlık hissini yaşadığımız zaman genelde karnımızda bir boşluk hissi, kasıklarımızda ve kalçamızda da titreşimler hissederiz. Aynı zamanda içimizde oluşan o ani “yoksunluk” hissi panik yapmamıza neden olup yüzümüzün kızarmasına ve sinirlilik durumumuzu arttırarak da saldırganlaşmamıza dahi sebebiyet verebilir.

Temelde kıskançlık sevdiğimizi bir başkasına kaptırma korkusu olarak düşünülür hep.

Halbuki aslında gerçekte, hoşlandığımız kişinin bizim yerimize bir başkasını tercih etme korkumuzdan kaynaklanır.

Sonuç olarak bu “kaybetme” korkusu da bir “yetersizlik” hissi yaratır ve bravo!! artık nur topu gibi biz kıskançlık duygumuz vardır.

Aslında her şey içeride başlıyor..

Yani kıskançlık, özünde karşılıklı bir ilişkiden öte yani sevdiğimizden öte bizim kendimizle alakalı, içimizde yaşatıp büyüttüğümüz oldukça kişisel bir korkudur. 

Bu süreçte, sevdiğimiz kişinin onu kıskanmamıza neden olan kendi davranışlarını ya da ona diğer kişilerden gelen ilgi ve alakayı kıskançlığımıza sebep olarak gösterebiliriz.  Oysaki yaşadığımız duyguların esas sebebi kendi içimizdeki sıkıntılardan ileri geliyordur.     Bu dış sebepler, kendi içimizde yaşadığımız ama bizim dahi farkında olmadığımız olumsuz duygularımızın üzerine örtülen yorganlar, takılan maskeler ya da gölge eden kara bulutlardır gibidirler.

Kıskançlığımız, aslında özgüvenimizin yani kendimize olan güvenimizin eksik olmasından ve daha da temelinde kendimize olan sevgimizin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.

Kıskançlığın dozu var mıdır?

Daha öncesinde, genelde toplumumuzda sevgililerin ya da eşlerin kıskançlığı aşkın tuzu biberi ya da olmazsa olmazı olarak görebileceklerinden bahsetmiştik. Kıskançlık hemen herkesin yaşadığı bir duygu olduğundan aslında genelde insanın kendi içerisinde başa çıkıp dindirebildiği çok doğal da bir duygudur. Ancak bazı insanlarda ve durumlarda yaşanılan kıskançlığın oranı ve şekli ilişkilere zarar vermektedir. Çiftler birbirlerine bu kıskançlık duygusu ve beraberinde getirdiği tavırla yaklaşırlar. Bunu yaparken aslında hiç farkında olmadan karşı tarafa bu ilişkide kendilerini yetersiz hissettiklerini ve kendilerine karşı beğeni ve sevgilerinin kısıtlı olduğu mesajını verirler.

 

Sır etiketlerimizde saklı!

Mesajların detayına baktığımızda kendimize yapıştırdığımız çirkin, kilolu, aptal, eğitimsiz, parasız, beceriksiz vb. etiketler olabileceğini görürüz. Kendimizi, sevdiğimiz kişinin ve sevgilimizi elimizden almasından korktuğumuz rakiplerimizle kıyasladığımızda hayal kırıklığına uğrayacak olmamız çok doğaldır. Doğaldır çünkü iyi özelliklerimizden ziyade olumsuz özelliklerimize ve kusurlarımıza odaklanırız doğamız gereği. Sevdiğimiz kişinin ve rakip olarak gördüğümüz kişilerin de olumlu özelliklerine odaklanıp bunları kusurlarımızda kıyasladığımızda hayal kırıklığı yaşamamız kadar doğal bir durum olmayacaktır.

Kıskançlığımızın üstesinden gelmek için bu yolculuktaki ilk adımlarımıza sevgilimiz ya da eşimizden önce kendimizden başlamamız gerekir. Hiç kimse ama hiç kimse mükemmel değildir. Eğer kusur ararsanız kusur bulursunuz. Gözünüzde büyüttüğünüz herkes tarafından hayranlık duyulan insanlarda dahi kusurlar bulacaksınız. Halbuki kusurlar ve güzelliklerimizin hepsi kişiden kişiye değişen, herkesin üzerinde farklı fikirlere varacağı özelliklerdir.

Artı yönlerinize odaklanıp kendinizi gerçekten sevmeyi başardığınızda müthiş bir özgüven geliştireceksiniz. Bu güven ve sevgi sayesinde de sevdiğinizin sizi olduğunuz gibi kabul etmesi gerektiğine inanacak ve de onunla bu sonsuz duyguları kıskançlık hissetmeden paylaşarak huzurlu ve mutlu bir birlikteliğin tadına varacaksınız.

Bireysel Danışman ve I-Control® Uzmanı Buğra Akyol, sizlerle daha mutlu ve anlamlı bir hayatın sırlarını paylaşıyor. Buğra Akyol’un uyguladığı I-Control® sistemi ile tüm sorunlarınızdan kurtulmak için buraya tıklayın. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir