Olumluya Odaklanabilmek

Hayat bitmiş‌ sanki bizim için… Güneşler doğmuyor, çiçekler hiç açmıyor gibi sanki… Devam eden, hareket eden yalnızca akrep ve yelkovanı saatin… Hele ki saniye ibresi… ah yok mu o saniye göstergesi saatin, en çok da ona gıcık oluyoruz… Böyle ruhsuz, böyle düşüncesiz robot gibi hareket edemez hayatta bir şey.. Hele ki gözümüzün önünde… zaman hızla akıp gidiyor bizim ümitlerimiz tükenirken…

Mutlu insanlara da sinir oluyoruz, nasıl bu kadar mutlu olabiliyorlar bunca sıkıntının içerisinde!?  Saflar mı aptallar mı nedir acaba, hiç mi problemleri yok arkadaş bunların?

 

 

Her şey zoraki bizim için, yıkanmak, kurulanmak, giyinmek, işe gitmek, gülümsemek, çalışmak… En zoru da başlamak, mesela her şeyin başlangıcı olan yeni bir güne, yani ona uyanmak, yataktan kalkmak çok zor… Çok zor bizi neyin beklediğini çok iyi bildiğimizde… Niye heyecan duyalım ki bir yığın olumsuzluğun beklediğini bildiğimizde… Uykuya dalmak da zor kafamızda bunca dert varken ama daldıktan sonra uyku en iyisi eğer kötü rüyalar görmüyorsak yine… Uyku müthiş, uyuyor olmak harika, şuursuzluk hali yani farkındalığımızı yitirmek bu hayata karşı en büyük sığınağımız… Kendimizi bilmediğimizde hayatı da bilmiyoruz, sanki yokmuşçasına tüm sıkıntılar; işler güçler, eşler, çocuklar, müdürler, patronlar, hedefler, beklentiler ya da kendimizde sevmediğimiz, hiç beğenmediğimiz özellikler ve de kusurlar yok artık…

Ancak sonu var mi ki!?

Mecburuz illaki uyanmaya… Uyuduğumuzda dahi sadece göz yumuyoruz bir türlü gerçeklere ve aslında daha da peşimize düşüyor tüm olumsuzlar. Dağ gibi büyüyor sorunlarımız biz uyudukça ve uyandığımızda da ilk gördüğümüz bu dert dağı olduğu için kalkmak istemiyoruz yatağımızdan…

Peki ne oldu da bu hale geldik, ne değişti hayatımızda?

Dünya bizden çok öncesinde de sorunlu değil miydi ki, hani eskiden o gülmeye oynamaya devam ettiğimiz günlerde ne farklıydı şu ankinden… Yani acaba biz mi seçiyorduk böyle olmayı, o güçlü, o mutluluk ve sevinç dolu, her şeye rağmen gülen oynayan, inanılmaz aktif ve hedeflerine koşan insanların hiç mi problemleri yoktu?

Yoksa onlar hayattaki iyi şeyleri mi görmeyi seçiyorlardı bizden farklı olarak?

Biz de yapabilir

miyiz bunu?

Neden olmasın? Belki evet, onlar kötü şeyleri görmeyi reddediyorlar ve kendilerini kandırıyorlar diyebilirsiniz. Peki sizce hiç öyle duruyor mu? Eğer hayatlarındaki olumsuzlukları umursamıyor olsalardı sizce kaç gün sürebilirdi gözlerinin önündeki bu pembe bulutların seyri? Sizce gülmeye, eğlenmeye devam edebilirler miydi? Yoksa görmezden geldikleri o olumsuzluklar sabah uyandıklarında onlar için de dağ gibi birikip tüm iyi şeylerin önüne geçmez miydi? Evet geçerdi ve aslında bu yüzden onlar hayatlarındaki olumsuzlukları görmezden gelmiyorlar ama kabul ediyorlar “KABUL!” “Görmezden gelmek” ile “kabul etmek” arasındaki fark da “mutlu olmak” veya “depresif olmak” arasındaki fark kadar büyük aslında.

Hayatımızdaki olumsuzlukları kabullenmek onlar karşısında pes etmek değil bilakis onların varlığının farkında olup onlarla yüzleşmeye yani onları olumluya çevirmek adına mücadele etmek anlamına gelir.

İyi ya biz de sürekli problemlerimizden söz ediyoruz zaten, bu hayatın olumsuzluklarından bahsedip duruyoruz, bütün olayımız bu ve asıl bizi depresif yapan da bu diyebilirsiniz. Evet çok doğru ama sadece lafta kalıyor ve de asıl lafta kalıyor olması tüm gündemimizi meşgul edip bakış açımıza kara bulutlar gibi çöküyor ve birer tam zamanlı depresif olmamıza sebep oluyor.

Olay, diğer yönlere de bakmakla ilgili…

Ne demek bu? Yani yaşadığımız olaylarda ya da durum değerlendirmesi yaparken başka açılardan da bakabilmek… Durup kendimize o kasvetli içimizden değil de dışarıdan yabancı ve daha objektif bir gözle bakabilmek: Yani büyük resmi görebilmek! Bakın Pollyannacılık yapıp sadece iyi tarafından bakın demiyorum ama en azından objektif olun iyi şeyleri de göreceksiniz diyorum. Kaldı ki bardak örneğinden gidersek eğer hani şu çoğu zaman bize bir şey ifade etmeyen bardağın boş mu yoksa dolu tarafını mı görme muhabbetinden… Bu bilmeceyi çözdüğümüz zaman zaten otomatik birer Pollyannalar olacak ve olumsuzlukları otomatikman gündemimizden çıkartacağız…

Nasıl mı? Yarısı dolu bir bardak düşünelim mesela:

Objektif bir durum değerlendirmesi yapmaya kalktığımızda bardağın diğer yarısının da boş olduğunu göreceğiz değil mi? Pekala, ne yapabiliriz bu durumda:

 

a) Bardağın tümünü boşaltmak

b) Durumu muhafaza etmek

c) Bardağın boş kısmını da doldurmak

 

Depresif olduğumuzda objektif bakamayarak salt olumsuza odaklanırız ve bardağın yalnızca boş kısmını gördüğümüzden bardağı tamamen boş sayarız.

Pollyannacı olduğumuzda aaa bardağın yarısı dolu, tamamen boş da olabilirdi hatta bardak bile olmayabilirdi deyip elimizdekiyle mutlu oluruz.

Gerçekçi olduğumuzdaysa objektif bir şekilde tüm olasılıklara hakim oluruz: Yani depresif birinin de Pollyannacı birinin de bakış açılarını gözden geçirip dolu ve boş kısımları görüp bu boşluğu doldurmalıyım, peki ya nasıl doldururum diye plan yapmaya başlayıp hareket ederiz.

Sonuç olarak, depresif olup yalnızca olumsuzluklara odaklanmamız bize zarar verecektir. Kazanç kapısını tamamen kapatıp, tamamen elimizdekilerden de olmamıza sebep olacaktır. Ancak elimizdekileri tartmayı göze aldığımızda iyi şeylerin, olumlu tarafların da farkına varıp olumsuzlukları düzeltmek adına hareket etmenin bizi mevcut durumumuzdan daha kötü bir duruma getiremeyeceğini fark etmiş olacağız. Bu yüzden, olumlu ve pozitif düşüncenin en azından bir şeyleri değiştirmek adına katkısı olacağı inancını geliştireceğimizden hayatımızdaki o müthiş değişime ve güzelliklere doğru ilk adımları da atmaya başlayacağız…

Bireysel Danışman ve I-Control® Uzmanı Buğra Akyol, sizlerle daha mutlu ve anlamlı bir hayatın sırlarını paylaşıyor. Buğra Akyol’un uyguladığı I-Control® sistemi ile tüm sorunlarınızdan kurtulmak için buraya tıklayın. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir