Özgüveninizi Nasıl Arttırabilirsiniz?

Bu yazımda özgüveninizi nasıl arttırabileceğinizi anlatıyorum. Ancak bu yazıya geçmeden önce sorununuzun nereden kaynaklandığını daha iyi anlayabilmek adına bu yazı dizisinin ilk iki bölümünü oluşturan Çocukluktan Kaynaklı Özgüven Eksikliği ve Yetişkinlikten Kaynaklı Özgüven Eksikliği yazılarını okumanızı ve sonrasında bu yazıdan devam etmenizi tavsiye ederim. 

Sorunun kaynağı nedir?

Hayatınızdaki her sorunda olduğu gibi mevzu özgüven eksikliği olduğunda da ilk yapmanız gereken şey sorunun kaynağına inmek olmalıdır.

Kaynak araştırması özellikle de çocukluk döneminden kaynaklanan özgüven eksikliklerinde çok önemlidir. İlk yazıda bahsettiğim üzere yetişkinlik döneminizden farklı olarak çocukluk yıllarınızda bilinçaltınızın zihniniz üzerindeki hakimiyeti çok daha yoğun olduğu için o dönem içerisinde güven eksikliğinizin nedenlerinin farkına varmak zor olacaktır.

Ancak bugünkü bilincinizle o günlere dair bir iz sürerseniz sorununuzun kaynağına ulaşmanız çok daha kolaylaşacaktır. Sorununuzun kaynağına inerek onu nasıl çözüme kavuşturabileceğinizi yazının sonundaki bir alıştırmayla anlatacağım. Ancak öncesinde sizi bu alıştırmaya hazırlayabilmek için genel anlamda güveninizin kırılmasına neden olan faktörlerle karşılaştığınızda nasıl düşünmeniz gerektiğinden bahsedelim.

Bir önceki yazıda, ilişkilerinizde sevdiğiniz kişinin sizin hakkınızdaki düşüncelerinin özgüveninizi kırabileceğinden bahsetmiştik. İşte böyle bir durum yaşadığınızda yapmanız gereken ilk şey yine bu durumun gerçekliğini sorgulamaktır. Kendinize bu soruyu sormanızı istiyorum: Bu düşünceler sadece o kişiye mi ait yoksa siz de ondan bağımsız olarak aynı şeyi mi düşünüyorsunuz?

Herkes, kişiler hakkında istediğini düşünmekte serbesttir ama bu objektif bir gerçeği hiç bir şekilde değiştiremez. Mesela geçmiş çağlarda insanlar Güneş’in tanrı olduğunu düşünüyorlardı ama zamanla Güneş’in sadece bir yıldız olduğu keşfedildi yani bu Güneş’in kendisini hiç bir şekilde etkilemedi. İnsan ilişkilerindeki algılar da aynen bu şekilde işler, eğer siz güneş kadar güçlü ve bağımsız olup çevrenize bu ışığı saçabilirseniz kimsenin ne dediği ve düşündüğü sizi etkilemeyecektir.

Eleştiri güzel bir şeydir, ilk yazıda bahsettiğimiz üzere keza hata yapmak da öyle. Eğer siz sevdiğiniz kişinin olumsuz görüşlerine katılıyor dahi olsanız bunların özgüveninizi zedelemesi yerine tam tersine onları hatalarınızdan ders çıkartacağınız bir gelişim aracı olarak da görebilirsiniz. Dedik ya her şey, neye ne anlam yüklediğinizde saklı; eğer olumlu bir anlam yüklerseniz duygularınız da olumlu olur ve özgüveniniz de zedelenmemiş olur. 😉

Renkler ve zevkler tartışılmaz, ilişkilerdeki çoğu faktör kişiden kişiye değişebilen görüşlerden oluşur. Sevdiğiniz kişinin beğenmediği bir özelliğinize takılmak bir tarafa, onu çekici bulabilecek milyonlarca başka aday olduğunu da hiç bir zaman unutmamalısınız.

İş hayatınızda üstlerinizin yaklaşımları ve onların beklentilerini karşılama durumunuzun da özgüveninizi ciddi anlamda etkileyebileceğinden bahsetmiştik. Bu alanda da gerçeğe ulaşmaya yönelik bir objektif yaklaşım özgüven sorunlarınızla mücadelede asli değere sahip olacaktır.

Bazen sizin yeterliliğinizden ziyade sorun karşı tarafta olabilir, keza bunun çok örneği vardır. Kimi durumlarda en zeki, başarılı ve rekabetçi insanlar dahi üstlerinin beklentilerini karşılayamazlar çünkü kendilerinden gerçekçi olmayan hedeflere ulaşmaları beklenebilir ya da bazı üstler o kadar komplekslilerdir ki ağzınızla kuş tutsanız onlara yaranamazsınız. Sorunun kaynağı siz olmadığınız durumlarda kendinize olan güveninizin etkilenmesi mantıksızdır ve elinizden geleni yapıp gerisi hakkında da takıntı yapmamanız gerekir. 

Eğer sorun sizdeyse de hatalarınızı bir çöküş olarak görmek yerine, sizden beklenti sahibi olan kişilerin de gelişim dönemlerinde hata yaptıklarını göz önünde bulundurup onları bir öğrenme ve daha çok çalışma fırsatı olarak değerlendirebilirsiniz.

Kendinizi arkadaşlarınızla ya da başkalarıyla kıyaslamanın sonucu olarak oluşan özgüven eksikliğinin son dönemlerdeki en büyük tetikleyicisinin sosyal medya olduğundan bahsetmiştik. Gerek televizyonda gördüğünüz programlarda gerekse İnternet ortamındaki özçekimler (selfie) ve videolarda insanların mutlu olduklarını, doyasıya gezip tozarak eğlendiklerini görürsünüz.

Bilinçaltınız, özellikle de görsel algınızın gücünü kullanarak bu sahneler üzerinde mantıksal bir değerlendirme yapmadan gördüklerini olduğu gibi algılar. Bu da sizde, arkadaşlarınızın ve de başkalarının sizden farklı olarak 7/24 başarılı ve mutlu insanlar olduğu algısını uyandırır. Halbuki bu insanlar, mutlu olmasalar dahi öyle görünmeleri gereken ya da yalnızca bir saniyeliğine dahi olsa mutlu bir poz içeren selfieler ve videolar paylaşmış olabilirler.

Yalnız, lütfen buradan sosyal medyanın ya da genel anlamda internetin ve medyanın kötü bir şey olduğu anlamını çıkartmayın. Hayatta bir çok şeyde olduğu gibi bu yapılar da beraberinde hem yararlı hem de zararlı unsurlar bulundururlar. Burada bize düşen görev, onlardan kaçıp uzaklaşmak yerine onları daha iyi anlayarak faydalı taraflarından yararlanmaktır.

Sizi hayatta tutan, zaman içerisinde her türlü zorluğa bir şekilde alışmanızı sağlayan adaptasyon süreci; hayatta başarı, para pul, şan şöhret, aşk meşk vb. tüm alanlarda da benzer şekilde işler. İşte tam da bu yüzden halk arasında “Allah kimseye katlanamayacağı kadar dert vermez” denir. Fakat aynı zamanda “İnsanoğlu nankördür.” de denir 🙂 çünkü yapılan araştırmalara göre kökü kendi içinizden filizlenmeyen yani dışarıya bağlı olan her şey zamanla üzerinizdeki etkisini kaybetmeye mahkumdur.

Mesela hayalini kurduğu Ferrari marka bir arabaya kavuşan ya da büyük ikramiyeyi tutturan bir kişinin mutluluk seviyesi bir anda tavan yaparken daha ilk 3 ayın sonuna gelindiğinde azalarak neredeyse önceki seviyesine kadar inecektir. Hollywood’un en popüler ve başarılı oyuncularından biri olan Jim Carrey’nin bu sözü aslında bu olguyu en güzel biçimde açıklayan sözlerden biridir: “Bence herkes zengin ve ünlü olup hayallerindeki her şeyi yapmalı ki cevabın bu olmadığını görebilmeli.”

Bu yüzden, özgüveninizin kontrolünü yalnızca kendi elinizde bulundurmak için hayatları ne kadar ışıltılı görünürse görünsün başkalarının da bir çok sorunu olduğunu ve dış faktörlere bağlı bir çok artılarının da aslında zaman içerisinde bizim düşündüğümüz oranda değerli kalamayacağını görmelisiniz.

Son olarak, tüm bunların ışığında yani yanıltıcı olabilecek duygularınızın değil de gerçeğin ışığında, kendi gözünüzle görebildiğinizin haricinde olaya çok daha geniş bir açıdan bakmanızı istiyorum. Mesela kendinize olan güveninizde bir eksiklik hissettiğinizde gerçeğe ulaşmak adına aşağıdaki alıştırmayı yapabilirsiniz:

Bu soruları cevaplandırmayı aklınızdansa bir kalem kağıt alarak yapmanızda fayda olacaktır, böylece bilinçaltınız dikkatinizi dağıtarak bilinçli bir sorgulama yapmanıza da engel olamayacaktır…

      1. Özgüvenimin oluşmasına kimler ya da ne engel oldu?

Örnek: “Annem/babam, öğretmenim, sevgilim, eşim dostum vs. bana yapamazsın dedi, yaptığım işi beğenmedi, beni hor gördü, aşağıladı, yanlış yönlendirdi ya da Ayşe/Mehmetle kıyasladı ve ben tüm bunların sonucunda kendime olan güvenimi kaybettim.” (Kimseyi suçlamıyoruz, sadece anlamaya çalışıyoruz.)

     2. Peki neden böyle davrandılar ya da ben neden böyle hissettim? 

Örnek: “Benim iyiliğimi istemelerine rağmen onlar da hata yaptılar, nasıl doğru yaklaşacaklarını bilmiyorlardı ya da onların da kompleksleri ve duygusal buhranları vardı.”

“Televizyonda, internette ve ya arkadaşımın hayatında gördüğüm şeyi şu veya bu nedenden dolayı yanlış algıladım ve bu kendime olan güvenimin azalmasına neden oldu.”

    3. İmgeleme 

Gözlerinizi kapatın, 3 kere derin nefes alıp verin ve içinizden 10’dan geriye doğru sayarak git gide derinlere indiğinizi hissedin. Zihninizde gözünüzün önüne bir tablo getirin ve bu tabloda özgüveninizi etkileyen o kişiyi canlandırın. O kişinin gözünün içine bakın ve size böyle davranırkenki haliyle hayal edip bunu neden yaptığını düşünün.

Not: 3. aşamayı rahatlayana kadar tekrar tekrar yapabilirsiniz.

Sonuç olarak, tüm bu sorgulamaları ayrıntılı olarak gerçekleştirmeniz, geçmişin çarpık gölgesiyle kararmış olan zihninizin aydınlanıp gerçeğin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. 🙂

“Gerçek, başkalarının size yüklediği güven kırıcı sıfatlar yerine sizin kendiniz hakkında ne düşündüğünüzdür…”

Bireysel Danışman ve I-Control® Uzmanı Buğra Akyol, sizlerle daha mutlu ve anlamlı bir hayatın sırlarını paylaşıyor. Buğra Akyol’un uyguladığı I-Control® sistemi ile tüm sorunlarınızdan kurtulmak için buraya tıklayın. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir