Sorun 1

Çok mu mutsuzsunuz?

– İlişki problemleriniz mi var?

– Yoksa geçmişinizde şu anki mutsuzluğunuza sebep olarak gördüğünüz travmalarınız mı saklı?

– Takıntılarınız olmadan yaşayacağınız bir hayat nasıl olurdu acaba?

– Artık hayattan hiç bir zevk alamıyor ve hayatın sizin için anlamını mı sorguluyorsunuz?

– Peki ya yoğun kaygı ve korkularınız, onlar ne olacak?

– Hatta çok öncesinde kaybettiğiniz o özgüveniniz, geri kazanmak mümkün olur muydu acaba?

Merhaba ben Buğra Akyol…

  • Tüm sorunlarınızın bilinçaltı ve hatalı inanç kodlarınızdan kaynaklandığını biliyor muydunuz?

Eğer siz de yukarıdaki sorulara yanıt arıyorsanız okumaya devam ederek merakınızı giderebilirsiniz…

– Ne yazık ki mükemmel bir dünyada yaşamıyoruz, bu yüzden bizler de kusursuz değiliz.

Mevcut sorunlarımızın üzerine hayatın getirdikleri de eklendiğinde sorunlarımız daha da artıyor.

– Bu sorunlar bizleri üzerek mutsuz insanlara dönüştürüyor.

Başımıza gelen olaylar 2 şekilde canımızın yanmasına sebep oluyorlar:

  1. Fiziksel

  2. Psikolojik

Hatta bu ikisi arasında da bir bağlantı olabiliyor:

  • Mesela bir araba kazası geçirdiniz diyelim, fiziksel olarak yaralanmanız psikolojinizi de yaralayabiliyor.
  • Aynı şekilde, eşinizle veya sevgilinizle ciddi bir ilişki sorunu yaşayıp depresyona girdiğinizde maruz kaldığınız stres yüzünden migren krizleri, mide ülseri, panik atak ve hatta kanser gibi ciddi fiziksel hastalıklar dahi yaşayabiliyorsunuz.

– Bazı genetik nedenler gereği siz de kusursuz bir yapıya sahip değilsiniz ve bu da yaşadığınız olaylardan etkilenmenize sebep oluyor.

Yaşadığınız olayları neden ve nasıl “sorun” olarak algılıyorsunuz?

Zihniniz, bilinç ve bilinçaltı denilen 2 kısımdan oluşuyor:

       1. Bilinciniz:

  • Zihninizin mantık ve fikir yürütebilen tarafıdır. Bilincinizi kullandığınızda yaşadığınız olaylara mantığınızla yaklaşabiliyorsunuz. Bu yüzden de olaylara duygusal bakmadan onlar hakkındaki düşüncelerinizi aklınızı kullanarak oluşturabiliyorsunuz.  

       2. Bilinçaltınız:

  • Zihninizin yaşadığınız olayları mantık süzgecinden geçirmeden olduğu gibi kabul eden kısmıdır. Bilinçaltınız çalışırken mutluluğunuzu hedef alacağı yerde önceliğini hayatta kalabilmenize ayırır çünkü bilincinizin aksine ilkel bir yapıya sahiptir. 

– Böylelikle eğer yaşayacağınız bazı şeylerin vücudunuza zarar vereceğini hatta ölümünüze neden olabileceğini düşünürse sizi bu konuda uyarmaya çalışır.

Bu yüzden de sürekli tetikte bulunmak için hayatınızdaki pozitif noktaları hiçe sayarak negatif noktalara odaklanmanıza sebep olur.

– Aslında bunu hala eski çağlardaki gibi yırtıcı hayvanlardan kaçarak mağaralarda yaşamak zorunda olduğunuzu sandığı için yapar. Fakat artık bu modern çağda çoğu uyarının size hiç bir yararı olmadığı gibi tam aksine fazlasıyla zararı vardır.

Bilinçaltınızın bu uyarıları zaten farkında olduğunuz ve de genellikle de büyütmeyeceğiniz uyarılardır. Fakat o, mantık sahibi olmadığı için bu olumsuz görüntülerin zihninizde oluşmasına neden olarak size anlam veremediğiniz çok güçlü kaygı ve korkular yaşatır.

Peki bu süreçte bilinciniz niçin devreye girmiyor?

  • Zihninizde genellikle bir film şeridi gibi dönüp duran olumsuzluklara bilincinizle karşı koyamıyorsunuz çünkü beyin faaliyetlerinizin %95lik gibi çok ama çok geniş bir kısmını bilinçaltınız oluşturuyor.

  • Sadece %5 gibi çok küçük bir orana sahip olan bilincinizi kullanmayı bilmediğinizde hayatın karşınıza çıkarttığı olayları bir “sorun” olarak görmeye başlayabiliyorsunuz. Böyle olunca da bilinciniz bu olumsuzluklara karşı savaşında daha en baştan yenik düşüyor.

– Mesela bilinçaltınız, bir sınavdan kötü not alacak olmanızı size sanki ölecekmişsiniz ve dünyanın sonu gelecekmiş gibi gösterebilir. Siz her ne kadar bilinç seviyesinde bunun çok saçma olduğunu, çalışırsanız başarabileceğinizi ve hatta başaramasanız bile hayatın sonu olmadığını bilseniz de bilinçaltınız %95lik gücünü kullanarak bilinciniz karşısında galip gelecektir.       

Aslında her şey güzel başlayıp…

En başta yani yeni doğduğunuzda eğer içgüdülerinizi de hesaba katmazsak boş bir beyaz sayfa gibisiniz aslında. Bir bebek olarak karanlığa, farelere, köpeklere, hastalıklara ya da başarısızlık ve gelecek gibi kavramlara karşı korku duymuyorsunuz.  

Ne zamanki anne ve babalarla duygu alışverişi başlıyor işte o zaman korku ve kaygı gibi sizi mutsuzluğa iten ama pek de anlamlı olmayan olumsuzluklarla da tanışmış oluyorsunuz. Mesela başta karanlıktan korkmayan bir bebekken, anneniz sizi odanızda yalnız bıraktıktan sonra bilinçaltınız karanlıkla annenizin ayrılışı arasında bir bağlantı kurduğu için karanlıktan korkmanız mümkün hale geliyor. 

Hatta zaman içerisinde anne ve babanızı da izleyerek onların dahi mantıksız kaygı ve korkularını sahiplenebiliyorsunuz.  Mesela babanızın zararsız bir köpekten korktuğunu gördüğünüzde artık tüm köpeklere karşı bir korku (fobi) geliştirmeniz olası oluyor.

Tabi ki keşke tüm korkularınız gözlemlerinizle sınırlı kalabilseydi… Zaman içerisinde bir şeylere aklınız ermeye başladıkça bu sefer de ailelerinizin ve çevrenizin ümit, heves ve güven kırıcı söylemleriyle karşılaşıyorsunuz: “Düşersin, yapma bana bırak beceremezsin, kes sesini konuşma, sınıfta kalırsın, adam olamazsın, kimse seni almaz” vb.

Küçüklüğünüzde bu tür baskılara maruz kaldığınızda, size bu şekilde yaklaşan büyüklerinize inanarak kendinizi değersiz ve güvensiz hissediyorsunuz. Küçük yaşlardan itibaren özgüven ve özdeğeriniz oluşmadığında eğitim, iş ve aile hayatınızda ve duygusal ilişkilerinizde kendinizi hep eksik ve de yetersiz hissetmeniz sonucunda başarısızlık da kaçınılmaz oluyor. 

Hatta kimi durumlarda hayatın getirdikleri bu istismarlarla da sınırlı kalmayarak sevgi görmemesözlü veya fiziksel şiddete hatta cinsel taciz ve tecavüze kadar varabiliyor. Anne ve babanın ölümü ve terki sonucunda tek ebeveyn bakımında, yakın akrabalarla ve ya üvey anne-babalarla yetişmek zorunda kalındığında sevgi ve değer görme açlığıyla ortaya çıkan bir yuvaya ait hissetme arzusu insanı yakıp kavuruyor.

Çocukluk yıllarınızda sevgi görmezseniz, büyüdüğünüzde de özgüven ve değer eksikliğiyle gelen problemler de üstüne eklendiğinde; kendinize, çocuklarınıza ve de eşinize karşı da sevginizi  göstermekte zorlanmaya başlayarak ciddi ilişki problemlerine hapsolabilirsiniz. 

Yetişkinlik döneminde de ihtiyacınız olup da göremediğiniz sevgi yüzünden bir ilgi bağımlısı haline gelerek ilişkilerinizdeki kişilere karşı da koşulsuz şartsız bir bağımlılık hissedebilirsiniz. Sevgilinize veya eşinize olan bağımlılığınız nedeniyle de ilişkilerinizde kendi duruşunuzdan ve de isteklerinizden ödün vermeniz ilişkilerinizi mutsuzlukla sonuçlandıracaktır. 

Bu tür duygular, sizde gereksiz kıskançlıklar yaratabileceği gibi, kıskançlık olmasa bile karşı tarafın sizden sıkılmasına, size karşı ilgisizliğine, sizi aldatmasına, terketmesine ve hatta şiddet uygulamasına kadar varacak büyük sorunlar yaşatabilir. Belki tüm bu sorunlar yüzünden her ilişkiniz ayrılıkla sonuçlanarak hiç bir zaman da uygun bir aday bulamamanıza neden olacaktır.  

Aile ve duygusal ilişkilerinizdeki istekleriniz ve arzularınız baskılandığında kendiniz için bir söz hakkı bulamadığınızı düşünürsünüz. Gerektiği zamanlarda “hayır” diyememeniz de benlik ve özgürlük duygunuzu yavaş yavaş kaybetmenize neden olur. Bu durumlarda sanki kendiniz için değil de başkaları için yaşadığınız hissi düşüncelerinize egemen olacaktır. Böyle hissettiğiniz için de artık kendi hayatınızda bir anlam göremeyecek ve de tüm hayatın anlamsızlığına dair bir takıntıya da saplanarak kronik bir depresyon yaşamanız mümkün hale gelecektir. 

Eğer güven problemleriniz varsa, kendi becerilerinize ve hayatın getirdiği zorluklara karşı abartılı bir kaygı ve kuşku duymak beraberinde anksiyete problemleri getirecektir. Böyle insanlarda yoğun kaygı hissi; yalnız, işsiz ve parasız kalmaktan tutun da hastalıktan, kalabalıktan, gelecekten, başarısız olmaktan ve de ölümden korkmaya kadar varabilir. 

Hatta kimi zaman kaygılarınız panik atağa dönüşerek yaşamınızdaki tüm alanlarda sorunlar yaşamanıza sebebiyet verir. Bazen panik atak açık bir kaygıdan ileri gelmez ve bu yüzden problemi çözmek için kökenine inilmesi gereklidir. 

Mutluluğun Anahtarı %5

Bilincinizin beyin faaliyetlerinizde yalnızca %5lik bir paya sahip olduğunu söylemiştik. Hatta tüm bu sorunları yaşıyor olmanızı da mantık sahibi bilincinizin, mantık içermeyen bilinçaltınıza oranla fare payına sahip olmasına bağlamıştık.

– İşte şimdiye kadar çizilen bu olumsuz tablodan sonra size çok güzel bir haberim var…

  • Bilincinizi adeta bir anahtar gibi kullanarak sorunlarınızda büyük pay sahibi olan bilinçaltınızın o devasa kasasını açmanız artık mümkün.

Bilinciniz, zihninizin mantık ve anlam barındıran kısmı olsa da  sahip olduğu %5lik düşük pay nedeniyle sorunlarınızın çözümünde de etkili olamıyor. Ancak ne zamanki onu kullanabilecek ellerde bulunuyor işte o zaman mutluluğunuzun kapısını aralayabilecek o anahtar görevini de üstlenebiliyor.

Sorunlarınızı, bilinçaltınızın bilinmezlik ve çaresizliğinden bilincinizin mantık süzgecine taşıdığınızda yani kontrolü kendi elinize alabildiğinizde problemlerinizle de ilk kez tanışma fırsatını yakalamış oluyorsunuz. Hani “Önce kendini sonra düşmanını tanı…” diye bir söz vardır ya buraya kadarki bölümde bilinç ve bilinçaltınız üzerinden kendinizi tanıma fırsatına sahip oldunuz.

Ancak ne yazık ki sizin de çok iyi bildiğiniz üzere kendinizi ve düşmanınız olan sorunlarınızı tanıyor olmak onları yok etmek için yeterli olmuyor, onları yok etmek için ayrı bir uzmanlık alanına ihtiyaç duyuluyor…

I-CONTROL®

İşte sorunlarınızı çözüp onlardan sonsuza kadar kurtulmanızı sağlayacak olan uzmanlık alanı da I-Control® (Ay-Kontrol) sistemidir. I-Control®  sistemi, hayatınızda karşılaştığınız psikolojik sorunlarınıza kökten çözüm getirebilecek eşsiz bir sistemdir.

Sistemin amacı:

  • Bilinç/bilinçaltı çatışması arasında kaybolan zihninizin kontrolünü bizzat kendi elinize geçirmenizi ve böylece yaşadığınız sorunlardan tamamen kurtulmanızı sağlamaktır.

I-CONTROL® nasıl çalışır?

1. Sorun Tespiti

  • Siz yaşadığınız kötü olayları anlatırken kötü hissetmenize neden olan ana sorun tespit edilip ayrılır.

2.  Sorunun Kaynak Araştırması

  • Sorunun neden ortaya çıktığını anlayabilmek adına uygun yaklaşım kullanılır:

– NLP Soru/Cevap yaklaşımı

– Bilişsel Davranışçı sorgulamalar

– Bilinçaltı taraması

3.  Sorunun Çözümü

  • Bilinç ve bilinçaltı düzeylerinde toplu çözüm

– 360 derece yaklaşımı – kişiselleştirmeden bağımsız olarak sorunun kökenine yönelik kuş bakışı büyük    resimci bir objektiflik katarak gerçeğin ortaya çıkartılması.

– NLP çözüm uygulamaları

– Bilişsel Çarpıtma teknikleri – hatalı inanç kodlarının yıkılarak yerine doğru kodların yerleştirilmesi

Alfa evresi çalışmaları – travmalarla yüzleşilerek olumsuz duyguların serbest bırakılmaları

– Meditasyon – özgün sorunlarınıza yönelik kişiselleştirilmiş meditasyon uygulamaları

– Telkin CDsiadınıza ve sorunlarınıza özel oluşturularak tarafınıza gönderilecek telkin CDleri

Diyelim ki sinemaya gittiniz, koltuğunuza oturdunuz ve film başlamadan önce ışıklar söndü. Artık projektör ışığının aydınlattığı o sinema perdesi dışında hiç bir şey göremiyorsunuz. Adeta kendinizle ve de izleyeceklerinizle baş başasınız. Bu film, acısıyla tatlısıyla bir kadının ya da adamın hayatının anlatıldığı size hitap eden ve de çok sürükleyici bir film…

İlk başta yani daha filmin hikayesine kendinizi kaptırmamışken bunun sadece bir filmden ibaret olduğunu yani gerçek olmadığını bilirsiniz değil mi? Fakat zamanla hikayenin içine sürüklenip oyuncunun yaşadıklarıyla kendi hayatınız arasında bağlantılar kurduğunuzda artık bilinciniz devreden çıkar ve bilinçaltınız size tüm bu izlediklerinizin bir filmden ziyade gerçek olduğu duygusunu yaşatmaya başlar.

Bunun sonucunda, filmdeki iniş çıkışlarda kalp atışlarınız hızlanır, heyecan duymaya başlarsınız ve boğazınız düğümlenir. Hatta duygusal sahnelerde gözleriniz dolup ağlarken korku içeren sahnelerde de yüreğiniz ağzınıza gelir ve oyuncunun başına gelen kötü şeylerin sizin de başınıza geldiğini sanıp kaygılanmaya başlarsınız.

Peki diyelim ki bir an için filmi durduk ve kendinizi kötü hissettiğiniz sahneleri geri aldık. Bak dedik burada kendini kötü hissettin çünkü bir an için bilinçaltın sana bunun bir film olduğunu unutturdu ve karakterin başına gelen şeyleri senin başına gelmişler gibi algılamana neden oldu. Aslında bu olayları ne sen yaşadın ne de o oyuncu yaşadı. Onun gerçekte başka bir hayatı var ve çekimler bittikten sonra her şeyi unutup evine gitti. Sen de film bittikten sonra bunu unutup kendi hayatına döneceksin, o yüzden keyfine bak ve kafana takmamaya çalış gördüklerini… 🙂

Aynı açıklamayı filmin sonuna kadar her olumsuz sahnede defalarca kez yaptığımızı düşünün. Ayrıca film bittikten sonra da filmi başa sarıp yeniden izlemeye başlayacağınızı ama öncesinde her dakikada hangi olumsuz sahne geleceğini ve neler olacağını mantıksal çıkarımlarıyla beraber size anlattığımızı düşünün. O sahneleri bir dahaki izleyişinizde etkilenmeniz azalacaktır değil mi? Diyelim ki bütün süreçleri tekrarladık ve filmi 10 defa izlettik size, artık o kötü sahnelerde kendinizi hiç kötü hissetmezsiniz değil mi?

Aslında konu sorunlarınız olduğunda kendi hayatınızın da bir filmden farkı yoktur. Bir gerçekler vardır bir de bilinçaltınızın algınızı köreltmesi sonucu gerçeği sizden saklayarak size yaşattığı olumsuz duygular vardır.

Mesela sizin hayatınızın filmini düşünelim, diyelim ki küçükken anne babanız sizi yeterince sevmedi ve sizinle ilgilenmedi ya da sürekli yetersiz buldu, bağırıp çağırdı ve yargıladı. Bunun sonucunda siz bilinçaltınızın çarpıtması nedeniyle sevgiyi hak etmediğinize inandınız ve kendinizi değersiz ve özgüvensiz hissetmeye başladınız. Halbuki gerçekte bunun sizinle hiçbir ilgisi yoktu. Onlar kendi içlerindeki sevgiyi keşfetmedikleri ve kendi bilgisizlikleri ve hayatın kendilerine yaşattığı zorluklar nedeniyle size böyle davrandılar. Yani karşılarında kim olursa olsun aynısını yapacaklardı, gerçekte siz değerli ve de sevgiye değer bir çocuktunuz. Aynı örneği eğitim ve iş hayatında yaşadıklarınız için de düşünebilirsiniz.

İlişkiler konusunda da kurgu ve gerçek arasındaki farkı tespit etmek çok önemlidir. Aynı romantik filmlerde olduğu gibi aşk yaşadığınızda da bu duygunun gücüyle sürüklenip giderken gerçeği ıskalayabilirsiniz. İlişkilerinizde yaşadığınız sorunlar gerçekten sizinle mi ilgili yoksa karşı tarafla mı? Sizin de hatalarınız olabilir, peki bunlar nasıl aşılabilir? Eğer kabahatin ya da kusurun büyüğü sizde değilse dahi karşı tarafın sizi yetersiz bulması, suçlamaları, ilgi kaybı ve aldatması yine bilinçaltınızın gerçeklere gölge düşürmesi yüzünden kendinizi eksik, sevgisiz ve de sonuç olarak mutsuz hissetmenize neden olacaktır.

Bu tip sorunları aşmak için önce zihninizi bilinçaltının hatalı yönlendirmesinden kurtarıp gerçeğin tespit edilmesi gerekir. Sorunlarınıza yönelik sizin hatalarınız nelerdir? Siz gerçekten eksik, kusurlu ve de değersiz biri misiniz? Yoksa bunlar sadece yaşadığınız olumsuz olaylar sonucunda oluşan hatalı düşüncelerinizden mi ibaret? Belki de bunlar sadece karşınızdaki kişilerin sizinle ilgili gerçek dışı düşünceleridir ya da siz öyle sanıyorsunuzdur. Size bazı kötü olaylar yaşatan kişiler; neden böyle yaptılar, onların düşünceleri ve motivasyonları nelerdi?

Yani gerçek nedir ve bu doğrultuda sorunlar nasıl aşılabilir?

İşte I-Control® de tam olarak burada devreye giriyor. Sizden hayat hikayenizi anlatmanızı istiyoruz. Siz anlatırken bizim kafamızda bir senaryo oluşuyor ve bu senaryodaki ana sorunu keşfetmeye çalışıyoruz. Buna “tarama çalışması” deniyor. Sonrasında şu an sorunlarla ilerleyen hayatınızın filmini durduruyoruz ve sorunun kaynağına yani ilk başlangıç sahnesine kadar geri alıyoruz. Bu sahnenin içindeki gerçekleri ve ona dair yanıltıcı duygularınızı birbirinden ayırıyoruz. Böylece artık gerçeği ilk defa görmüş oluyorsunuz. Bu bilinç düzeyindeki çalışma da “analiz” kısmını oluşturuyor. Sorunu bilinç düzeyinde çözdükten sonra da duygu ve davranışlarınıza olumlu yönde ve kalıcı olarak yansıması için bilinçaltı çalışmasına geçiyoruz.

Bilinçaltı çalışmasında aynı başlangıçta anlattığım film örneğinde yaptığımız gibi filme başlamadan önce onun hangi dakikasında hangi olumsuz sahneyi yaşayacağınızı ve aslında gerçekte o sahnenin nasıl çekildiğini ve de durumun ne olduğunu anlatıyoruz. Bilinçaltını en çok körelten ve kaygılanmanıza yol açan şey bilinmezliktir. Artık size sizin algınızdan bağımsız olan gerçeği gösterdiğimiz için zihniniz kaygısından arınmış oluyor. Artık bu bilgilerle filmi izlemeye başlıyorsunuz ve onu izlerken de demin yaptığımız analizi size hatırlatarak duygularınıza rehberlik ediyoruz. Bu filmi size artık olumsuz duygularınız sıfırlana kadar tekrar tekrar izletiyoruz. Süreç tamamlandığında artık sorunlarınız ortadan kalıcı bir şekilde kalkmış oluyorlar.           

   

Sorunlarınızın sayısına ve de yoğunluğuna göre kaç seansın yeterli olacağını öngörüşmemizde tespit ediyoruz. Çoğu sorun 4-8 seans arasında aşılabiliyor.    

Diğer yöntemler neden başarısız olurlar?

X Yaklaşımlarında tek bir dil kullanırlar.

X Hacmi ve hakimiyeti daha büyük olan bilinçaltınıza odaklanırlar.

X Ya da ulaşılması daha kolay ve mantıkla yaklaşılabildiği için yalnızca bilincinize odaklanırlar.

X Bağlantılı sorunlarınızı ayrı ayrı ele alırlar.

X Prosedürel yaklaşıp zahmete katlanmazlar. 

X Sorunlarınızın kökenine inemezler.

X Geçici çözüm sağlarlar.

  • Bu tek taraflı sorun çözme yöntemleri başarısız kalacaktır çünkü iki zıt dilden anlayan bilinçaltı ve bilincinize tek bir dil kullanılarak yaklaşmak imkansızdır. Ayrıca beyniniz bir bütündür ve ona tek taraflı yaklaşmak eski bir bilgisayara yeni programlar yükleyerek onları yüksek performansta çalıştırmasını beklemek ya da yeni bir bilgisayara eski programlar yükleyerek onları tanıyıp çalıştırmasını beklemek kadar faydasızdır.

– Yalnızca bilinçaltınıza bulunulacak bir müdahale, bilinciniz tarafından anlaşılamayacağı için zihniniz olumlu telkine inanmayacak ve böylece beyninizde eski olumsuz deneyimlerinizi barındıran nöron bağlantıları zayıflamayacağından olumsuz duygu ve hissiyatınızda hiç bir değişiklik olmayacaktır.

– Yalnızca bilincinize bulunulacak bir müdahaleyi bilinciniz anlasa bile duygularınız ve davranışlarınızda daha büyük pay sahibi bilinçaltınızın seviyesine inemeyecek ve üzerinizdeki etkileri oldukça kısa sürecektir. Bu yolla oluşturulmaya çalışılan yeni ve olumlu nöron bağlantıları, deneyiminiz bilinçaltınız tarafından tekrarlanmayacağı için ya hiç oluşmayacak ya da güçlenerek çalışmasını sürdüremeyecektir. Bu müdahaleyi, daha öncesinde rutubet yemiş bir duvara eski boyası sökülmeden yeni boya vurulmasına benzetebiliriz çünkü kısa zaman içerisinde yeni boya tutmayarak duvardan dökülecektir.

I-Control® neden başarılı olur? 

Yaklaşımında sorununuza uygun çoklu dil kullanır.

 Hem bilinç hem de bilinçaltı seviyelerinde odak sağlar.

Bağlantılı sorunlarınızı birlikte ele alarak toplu çözüm üretir. 

Çözüm üretene kadar savaşır. 

Sorunlarınızın kökenine iner. 

Kalıcı çözüm sağlar.

  • İşte I-Control® sisteminin de farkı burada ortaya çıkmaktadır. Size sadece geçici fayda sağlayacak seans, terapi, olumlama, motivasyon konuşmaları ve kişisel gelişim kitaplarıyla karşılaştırıldığında I-Control® sistemi, sorunlarınıza kökten çözüm getirecek kalıcı bir sistemdir. Diğer sistemlerin geçici olmalarının sebebi, sorunlarınızın kökenine inmeden bilinçaltınızın üzerine kayıt yaparak problemleri gidermeye çalışmalarıdır.

– I-Control®, yalnızca bilinç ya da bilinçaltına müdahalede bulunan yöntemlerin tümü incelenerek beynin temel ve gerçek çalışma prensipleri kapsamında tekrar harmanlanmaları ve de zihninizin “kontrol”ünü kendi elinize almanız için oluşturulmuş eşsiz bir sistemdir.  

Öncesinde sürekli savaş halinde olan bilinçaltı ve bilinciniz, I-Control® sistemi sayesinde artık ilk kez ciddi bir iletişim haline geçerek dostluk ve birliktelik içerisinde huzurunuz, mutluluğunuz ve hedeflerinize ulaşmanıza yönelik başarılarınız için çalışacaklardır.

I-CONTROL® hangi sorunlarınızın çözümüne yönelik kullanılır?

I-Control® sistemi, aşağıdaki sorunların tümüne yönelik kullanılabilir: 

  • Travmalar 
  • Takıntı (Hatalı inanç kodları)
  • Panik Atak ve Kaygı Problemleri  
  • Depresyon (Kronik mutsuzluk, hırs ve heves kaybı vb.)
  • Korku ve Fobiler (Gelecek, hastalık, ölüm korkusu; yükseklik fobisi vb.)
  • Kararsızlık (Kariyer seçimi, eş seçimi vb.)
  • Özgüven Eksikliği (çekingenlik, cesaret kaybı vb.)
  • İlişki Problemleri (Kıskançlık, aldatma, şiddet, geçimsizlik vb.)
  • Öfke, Nefret ve Suçluluk Problemleri 

Huzurun Bedeli Ölçülebilir Mi?

Hayatınızdaki her şeyi daha iyi yaşayıp mutlu olmak için yapar ve bu yüzden de maddi bir yük altına girersiniz. Ancak yaptığınız şeylerin çoğu sorunlarınızın kökten çözümü için hiç bir fayda sağlamadığı gibi kimi zaman da sorunlarınızın bizzat kendilerine sebep olur.

Kiminiz için hayatta zararlı alışkanlıklarınıza harcadığınız para, kiminiz için kendinizi anlık iyi hissetmek adına yaptığınız alışveriş ya da hayati öneme sahip olamayan sosyal etkinlikleriniz ve diğer tüm gereksiz harcamalarınız düşünüldüğünde ve de yıllar içerisinde bunların hepsi toplandığında eminim ki karşınıza çok çok yüksek bir rakam çıkacaktır.

Bir de üstüne sorunlarınız için yardım almaya çalıştığınızda giriştiğiniz günü birlik, başı sonu belli olmayan, çok uzun zaman harcamanızı ya da büyük servetler saçmanızı gerektirecek başarısız klasik terapi yöntemleri düşünüldüğünde, I-Control® sistemine yapacağınız bir yatırımın manevi değeri paha biçilemez olacaktır.

Peki bu sistem gerçekten de işe yarıyor mu?

TV programında anlatıyorum:

Bir de buyurun danışanlarımdan dinleyin:

 

 

 

 

 

 

Eski hayatınızdaki sorunlarınızdan kurtularak kalıcı bir mutluluk ve huzur duygusuna sahip olabileceğiniz, dış dünyanın olumsuzluklarından etkilenmeyi elinizin tersiyle iterek kontrolü kendi elinizde bulunan ve hedeflerinize kararlılık ve yüksek bir özgüvenle koşacağınız yeni bir hayata ne dersiniz?

Eğer cevabınız “EVET!” ise sizleri yeniden doğmuşluk hissinin paha biçilemezliğine davet etmek istiyorum… 

Vereceğiniz bu cevap sayesinde siz de yepyeni hayatlara yelken açan sayısız I-Control® danışanından biri olabileceksiniz…

Eğer cevabınız “HAYIR” ise ne yazık ki artık size yardım edebilecek kimse yok çünkü ertelemekle sorunlarınızın tüm yükünü ve sorumluluğunu kendi üzerinize alıyorsunuz.

Zaten erteleye erteleye sorunlarınız üzerinize dağ gibi çökmedi mi? Yüzleşmeye korkuyor olabilirsiniz ama artık yalnız değilsiniz.

Üsküdar’daki ofisimize gelerek ya da Türkiye’nin hangi noktasında bulunursanız bulunun telefon üzerinden seans gerçekleştirerek sorunlarınızdan kurtulabilirsiniz. I-Control® sistemi kapsamındaki seanslar telefon üzerinden gerçekleştirilmeye uygun yapıda oluşturulduklarından, bu seansların ofis ortamında gerçekleştirilen seanslardan hiç bir farkı bulunmamaktadır. Seans sırasında paylaşacağınız bilgilerin tümü %100 gizli kalacaktır.

Yeni bir hayata yelken açmanızı sağlayacak seans ücretleri yalnızca çok kısa bir süreliğine oldukça makul olacaktır. 

Talebin artmasıyla beraber zaman ayırmak güçleşeceği için bu rakamın çok daha üst seviyelere çıkacağını belirtmek ister ve bu fırsatı kaçırdığınız taktirde pişman olabileceğinizi özellikle vurgulamak isterim…

 

Huzurlu ve mutlu olmadığınız ve hayatınızda zevkle koşacağınız anlam dolu hedefler ve serüvenler olmadığı sürece sahip olduğunuz her türlü maddi ve manevi zenginliğin de tadına varamazsınız. I Control® sistemine yapacağınız yatırım, hayatınızın dizginlerini kalıcı olarak kendi elinize alabileceğiniz dolayısıyla olaylardan bağımsız olarak huzur ve mutluluğunuzu da garanti altına alabileceğiniz bir yatırımdır. Böylesine bir aydınlanmanın bedeli sizce hangi parayla ölçülebilir?

 

Sizi artık yeni bir hayata adım atmaya davet ediyorum… Gelin artık tüm problemlerinizi ve sorunlarınızı aşmak adına o ilk adımı atın!      

Aşağıdaki ücretsiz bilgi formunu doldurarak bana problemlerinizden ve hayallerinizden bahsedin. Paylaşacağınız tüm bilgiler %100 gizli kalacaktır.  

Gelin, sizden önceki sayısız insan gibi problemlerinizi beraber aşalım… Formu doldurmanızla birlikte seans günü ve saatini kararlaştırmak adına ilk fırsatta sizi arayacağız. 

Sorunlar paylaşıldıkça ve uzman bir yaklaşımla aşılabilirler ancak…

Şimdi kontrol sağlama zamanı!

Şimdi I-Control® zamanı!

Mutluluk bir tık kadar yakın…