“Ya Hep Ya Hiç” Düşüncesi

Mükemmellik Arzusu

Elbette ki her insan elini attığı her işte “mükemmel” olmak ister. Mükemmelliğe beslenilen o amansız tutku; kimileri için daha en küçük yaşlardan itibaren ebeveynlerden gelen yansımalarla, kimileri içinse eğitim hayatına yönelik atılan ilk adımlarla başlar.

Aslında herhangi bir alanda çok başarılı olmanın ve bu fikrin desteklenmesinin hiç bir zararı olmadığı gibi tam aksine bireylerin hayatlarında gelişim sağlamaları ve başarıyı yakalamaları adına da motivasyonel katkısı çok büyüktür.

Ancak ebeveyn, öğretmen, arkadaş ve medyanın bireyi içerisine sürüklediği “kıyas kültürü”; mükemmelliyetçiliği tetikleyerek zararlı bir “ya hep ya hiç” algısına sebebiyet verebilir.

Tüm bu algı birliği sonucunda; kimi zaman durumu yanlış değerlendirerek, kimi zamansa değer verdiğimiz ya da saygı duyduğumuz insanların mükemmelliğe ve bizim onu yakalamamıza atfettikleri önem sebebiyle de ona erişmeyi bir olmazsa olmaz olarak görebiliriz.

Gerçekte “mükemmel” diye bir şey var mıdır?

İnanç sahibi insanlar için mükemmel olan tek varlık tanrıdır. Yaşadığımız fiziki alemde mükemmelin olduğu kanısına dair bir algı ve ona erişebilme arzusu olsa da aslında gerçekte mükemmel diye bir şey yoktur ve bu sadece bizim bir yanılgımızdan ibarettir. İçerisine doğduğumuz dünyamız, yaşadığımız olaylara karşı o siyah ya da beyaz algımızın aksine içerisinde sayısız tonda gri bulunduran bir dünyadır.

Bu bağlamda salt mükemmelliğin peşinden koşmak da anlamlı ve yapıcı bir eylem olmayacaktır.

Mesela kimlerine göre dünyanın gelmiş geçmiş en zeki insanı Albert Einstein iken kimlerine göre bu Isaac Newton olabilir ya da onlar gibi bir fizikçi yerine bir ressam olan Vincent Van Gogh ya da bir politikacı dahi olabilir.

Yakışıklılık, güzellik, başarı, beceri, akıl, zeka, mutluluk, çalışkanlık vb. kavramların hepsi kişiden kişiye değişkenlik gösterebilen mutlak olmayan subjektif kavramlardır.

“Ya Hep Ya Hiç” Düşüncesi

Bu açıdan bakıldığında “en” olmaya dair arzumuz bizi bir olmazsa olmazlığa sürükleyebileceğinden “mükemmel” olarak değerlendirdiğimiz her ne ise ona uzak olduğumuzda ya da çabalayıp ulaşamadığımızda o alana dair elimizdeki kazanımlarımız ve kilometre taşlarımız gözümüze hiç de “aşama” kabul edilmeyecek değersiz unsurlar olarak görünecektir.

Hatta kimi zaman, o olmazsa olmaz kabul ettiğimiz mükemmelliğin ulaşılmazlığı bizleri o kadar korkutacaktır ki içten içe bunun imkansız olduğunu bildiğimiz için de hedeflerimize ulaşmak adına bir yerlerden başlayarak o en küçük adımları dahi atmamız imkansız hale gelecektir.

İşte takıntı boyutunda işleyen “ya hep ya hiç” düşüncesi bilişsel bir çarpıtmadır. Bilişsel çarpıtmalar düşünce hatalarıdır. Objektif bir düşünme eyleminin gerçekleşmesi için hakkaniyetli bir değerlendirme sistemi gereklidir. Ancak çoğu zaman bilinçaltımızın bizi tehlikelerden koruma gayreti nedeniyle zihnimiz, olumsuzlukları önceliklendirerek herhangi bir hedefimize dair edindiğimiz kazanımlarımızı ya da olumlu kişilik özelliklerimizi tamamen görmezden gelmemize sebep olacaktır.

Mesela “ya hep ya hiç” düşünce hatasına saplanan bir gitarist, çok iyi düzeyde gitar çalıyor olmasına rağmen bunu yeterli görmeyerek dünyanın en iyi gitaristi olmadığını düşündüğünden gitar çalmayı tamamen bırakarak artık hayatı anlamsız kabul ederek içinden çıkılmaz bir depresyona dahi sürüklenebilecektir. Halbuki gitaristimiz; böyle bir “en”in her müzik sever için başka bir isim olabileceğini, asli olanın yapılan eylemden keyif alma ve ilgili becerinin adı konmuş bir son durak yerine gelişim etaplarından oluşan istasyonlar üzerinden ilerlemesi gerektiğini keşfedecek olsa bu denli önem verdiği bir gitar çalma eyleminden uzaklaşmayarak onu zevkle ve her geçen gün üzerine daha da katarak geliştirebilecektir.

Kişisel suçlamalarda saplandığımız “ya hep ya hiç” düşüncesine örnek vermek açısından yemek pişirirken pilavın dibini tutturan birini ele alabiliriz mesela. Eğer bu kişi pilavın dibini tutturduğu için kendine “beceriksiz” etiketi yapıştırıyorsa ve tüm günü kötü geçiyorsa kendisine fazlasıyla haksızlık ediyor demektir. Arada sırada bir yemeğin dibini tutturmak kimseyi beceriksiz kılmayacaktır, zira kimse salt becerikli ya da beceriksiz olamaz. Her insanın zeka seviyesi ne olursa olsun daha becerikli ve beceriksiz olduğu alanlar, koşullar ve de zamanlar vardır.

Kafadaki Kusursuz Eş

Söz konusu çarpıtmayı kadın-erkek ilişkileri açısından örneklendirmemiz gerekirse kafalarındaki kusursuz eş adayını arayan bireylerden bahsedebiliriz. Mesela eşimize günümüzün nasıl geçtiğini anlatırken konudan koptuğunu fark ettiğimizde onu birden “ilgisiz, saygısız, bize değer vermeyen” biri olarak değerlendirmemiz mümkündür.

Halbuki, belki de eşimizin aklı iş yerinde yaşadığı bir probleme takılıp kalmış olabilir. Burada sorgulamamız gereken konu eşimizin diğer zaman ve durumlarda da gerçekten bizi hiç mi dinlemiyor olduğu sorgulamasıdır. Bu sorgulama biraz önce kendisini itham ettiğimiz “dinlemeyen, ilgisiz, saygısız, değer vermeyen” kavramlarının da gerçek olup olmadıklarını ortaya çıkartabilecektir. Eğer eşimiz bizi çoğunlukla dinleyen ama arada bunu gerçekleştirmeyen biriyse bu onu tamamen “dinlemeyen ve ilgisiz” biri yapmayacaktır.

Bireysel Danışman ve I-Control® Uzmanı Buğra Akyol, sizlerle daha mutlu ve anlamlı bir hayatın sırlarını paylaşıyor. Buğra Akyol’un uyguladığı I-Control® sistemi ile tüm sorunlarınızdan kurtulmak için buraya tıklayın. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir